13 Eylül 2010 Pazartesi

~~Çaylak Fırtınası~~


"Rüzgarı kayın ormanında hissetmek isterim. Yarı bulutlu bir havada. Gökyüzüne çeviririm yüzümü, gözümü kapatırım. Bulutlardan fırsat bulan güneşi kısa aralıklarla hissederim."



Fırtınalı ve yağmurlu havaları severim. Gri ve kasvetli bulutlar, sert rüzgarlar, gökgürültülü şimşekler, ince ince ya da bardaktan boşanırcasına yağan yağmur, lapa lapa kar bana kendimi iyi hissettirir. Belki Antakya’lı, yani utanmasa yılın neredeyse 365 günü güneşli olabilen bir memleketten olduğum için, bilemiyorum. Bu esintili ve yağışlı havaları o kadar severim ki rüzgar, yağmur ve kar için ayrı doğal yaşam ortamı tercihlerim bile var.
Rüzgarı kayın ormanında hissetmek isterim. Yarı bulutlu bir havada. Gökyüzüne çeviririm yüzümü, gözümü kapatırım. Bulutlardan fırsat bulan güneşi kısa aralıklarla hissederim. Uzun boylu, pürüzsüz gövdeli, dimdik duran kayınların taa tepesindeki nispeten küçük yaprakların rüzgarda çıkardıkları muazzam sesi kulak kesilip dinlerim. Rüzgar hafiflediğinde karatavukları duyarım. Bazen ispinoz… Uzun bir süre rüzgar sesi, sonra rüzgar yön değiştirmeden hemen önce kısa bir an sessizlik ve bunu fırsat bilen kuşlar, sonra yeniden uzun süre rüzgar sesi.
Yağmur zamanı ya bir subasar ormanda ya da geniş yapraklı, karışık kuzey ormanlarında olmak isterim. Damlalar yapraklara, dallara çarparak toprağa düşer. Ayağım çamur olur, ben de dökülmüş yaprakların üstüne basa basa ilerlerim. Her yosun topluluğunda durur, iki elimi kocaman açar bu yosunları okşarım. Yanağımı yosunlara sürer, koklarım. Favorim likenlerle ayrıca hasbihal ederim. Yağmur sonrası açacak ilk güneşte patlayacak yabani mantarları düşlerim. Ayı ve imparator mantarlarını, adını bilmediğim turuncu ya da kırmızı olanları, hepsini…
Kar zamanı ise kesinlikle göknar ormanında olmalıyım. Göknar olmuyorsa bari ibreli olsun diye de tuttururum. Bu da Ankara’da okuduğumdan olsa gerek. Kar tanelerinin yere yumuşak inişlerini sanki duyarım. Kuşburnu çalısının dibine, kara boylu boyunca uzanırım ki yanıbaşıma belki bir kızılgerdan konar. ‘Çıt, çıt’ sesleri yaklaştığında kozalakları koparan çaprazgagaların yaklaştığını anlarım. Atmacadan sakınmaya çalışan, bu yüzden bir arada gezinen baştankaraların ve isketelerin hafif tıkırtıları, ardıçların düşürdüğü ökseotu tohumlarının sesleri…

                                                                               Burcu Meltem Arık - Doğa Korumacı

0 yorum: