30 Aralık 2010 Perşembe

Bilim dünyasının 2010 yılındaki önemli başlıkları

2010 yılı bilimsel açıdan bir hayli önemli gelişmenin altına imzasını attı denilebilir. Pek çoğu arasından dikkate değer bir kaçını sıralayıp, bütün yılı şöyle bir hatırlamak mümkün.

Sentetik yaşama doğru


Biyoteknolojinin ünlü simalarından olan ve yaptığı uç noktalardaki çalışmalarla tanınan Craig Venter 2010 yılında da kendinden söz ettirdi. İnsan yapısı yapay bir canlı yaratmanın mümkün olup olmadığı sorusuna cevap arayan J. Craig Venter Enstitüsü’nden bilimcilerin daha önceki yıllarda laboratuvar ortamında ürettikleri ilk yapay bakteri DNA'sı, bilim dünyasına bomba gibi düşmüştü. Ekip çalışmalarını 2010 yılında bir adım daha ileri götürerek Mycoplasma türünden bir bakteri hücresine yapay DNA nakletti. Sonuçta, yapay DNA ile yaşayan hücrenin genetik kodu laboratuvarda nasıl belirlendiyse, hücrenin o şekilde davrandığı görüldü.



Neandertal genomu tamam

  
38.000 ila 44.000 yıl önce bugün Hırvatistan olan bölgede yaşamış üç dişi Neandertal’e ait kemiklerden elde edilen DNA kullanılarak Neandertallerin tüm gen dizilimi ortaya çıkarıldı. Almanya Max Planck enstitüsü’nden Svante Pääbo’nun yönetimindeki çok uluslu ekibin bulguları, modern insan ile Neandertal insanının bir noktada çiftleştiğini ve Afrika kökenli olmayan günümüz insanlarının da bu Neandertal genlerinden taşıdıklarını ileri sürmüştü.






Arseniği yapıtaşı olarak kullanan bakteri



 Herşey belirsiz bir basın açıklamasıyla başladı: “NASA, Dünya-dışı yaşama dair arayışları kökünden etkileyecek astrobiyolojik bir bulguyu tartışmak üzere basın toplantısı düzenleyecek.” Medya ve sanal ortamda uzaylılarla temasa geçildiğinin açıklanacağına kadar uzanan bir spekülasyon dalgası hakim olsa da gerçek tamamen dünyaya aitti. Araştırma ekibinden Felisa Wolfe-Simon’un Kasım ayında yaptığı açıklama, Kaliforniya Mono Gölü’nde yaşayan bir bakteri türünün, laboratuvar şartlarında DNA’sındaki fosfor elementi yerine canlılar için zehirli olan arseniği bağlayabildiği şeklindeydi. Bulgu bilimsel açıdan büyük öneme sahip olsa da, şu sıralar çalışmanın yöntemindeki zaaflara ve sonuçların geçerliliğine yönelik şüphelere ilişkin tartışmalar bilim gündemini meşgul ediyor.






Eyjafjallajökull patlaması


20 Mart 2010 tarihinde, yarattığı etkiden daha ilgi çekici ismiyle İzlanda’daki Eyjafjallajökull Yanardağı faaliyete geçti ve 250 milyon metreküp külü atmosfere yaydı. 14 Nisan’daki ikinci patlamayla birlikte özellikle Avrupa üzerinden geçen uçuşlar iptal edildi. Bu tip volkanik faaliyetler oldukça yaygın olmasına karşın önemli bir hava yolu üzerinde meydana gelmiş olması ve ismi nedeniyle dikkat çekiciydi.






Büyük Hadron Çarpıştırıcısı nihayet


Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi’ndeki (CERN) Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nın çalışmasıyla birlikte gerçekleştirilen deneyde elde edilen 38 adet anti-hidrojen atomu, üzerinde yeterince gözlem yapılacak bir süre boyunca, yani saniyenin onda birinde, belirli bir ortamda tutularak (hapsedilerek) incelendi. Bu anti-madde atomları üzerinde yapılan gözlemlerin, evrenin ortaya çıktığı Büyük Patlama'dan sonra anti-maddeye ne olduğunun anlaşılmasına ışık tutması bekleniyor. CERN’de yürütülen ve sicim kuramının bazı biçimlerinin test edildiği deneyde oluşabileceği öngörülen minik kara delikler, kamuoyunda tartışma başlatmıştı. Deney sonuçları, bu tip karadeliklerinin herhengi bir şekilde oluşmadığını ortaya koydu ve kaydedilen 7 trilyon elektro voltluk kütlesel enerjiye sahip çarpışmalar sırasında, mikroskobik karadeliklerin varlığına ilişkin hiçbir veri kaydedilemedi. Böylece farklı boyutların varlığını öngören bir dizi teorik model en azından bu enerji düzeyi için yanlışlanmış oldu.






Güneş’i kızdırmamak gerek


Eylül ayında NASA’nın Güneş Dinamikleri Gözlem Evi, bu ve benzer fotoğraflarla birlikte, Güneş’teki aktivitede görülen artışı kaydederek kamuoyuna duyurdu.













Derin karanlığın yaratıkları


Teuthidodrilus samae bilimsel adındaki bu on ‘kollu’ deniz solucanı, Endonezya açıklarında yürütülen bir ekspedisyon sırasında yüzeyin 3.000 metre altında keşfedilen onlarca yeni canlı türünden bir tanesi.









Petrole bulanmış...


Bir kahverengi pelikan (Pelecanus occidentalis), Louisiana’daki East Grand Terre Adası’nın sahilinde çırpınarak üzerindeki pislikten kurtulmaya çalışıyor. Meksika Körfezinde meydana gelen çevre felaketinin, biyoçeşitlilik yılı olarak ilan edilen 2010’da bir çok türü ne derece derinden etkilemiş olduğunun acı bir göstergesi.








Mars’ta su izleri


NASA’nın 4 Ocak 2004 tarihinde Mars yüzeyine indirdiği keşif aracı Spirit, 1 Mayıs 2009’da toprağa saplanarak hareketsiz kalmıştı. Fakat bu olumsuzluk beraberinde sürpriz bir gelişmeyi getirdi. Araç kuma saplandığı sırada yüzey toprağının oluşturduğu kabuğu da kırdı. Kırılma sayesinde ulaşılan toprağın alt kısmının normal bir görünüme sahip olmadığı kontrol ekibinin gözünden kaçmadı. Saplanma nedeniyle bir yere hareket edemeyen Spirit, bulunduğu noktayı katman katman incelemeye başlamış. Toprak analizleri 2009 Nisan’ından Ocak 2010’a kadar sürmüş. Bulgular aracın gömülü bulunduğu katmanların silis, hematit ve jips gibi çözünmez minerallerini barındırdığını gösteriyor. Fakat alt tabakalara indikçe demir sülfatın suda erimesiyle meydana gelen çözünebilir bileşiklerin her katmanda artan miktarda bulunduğu da tespit edilmiş durumda. Araştırmacılar, yüzbinlerce yıl ya da çok daha öncesinde, Mars henüz yuvarlak halini tam olarak almamış ve görece çarpık bir formdayken, Spirit’in şu an durduğu noktaya kar yağdığını ve eriyerek alt tabakalara süzüldüğünü tahmin ediyor.







Modern insana yeni bir yakın akraba


Sibirya’daki Altay Dağlarındaki Denisova Mağarası’ndan çıkarılan 30.000 yaşındaki buluntuların diş ve parmak kemiklerinden alınan DNA örnekleri, bunların eski ve farklı bir insan türüne ait olduğunu gösterdi. Almanya Leipzig’teki Max Planck Evrimsel Antopoloji Enstitüsü’nden Dr. Richard Green, insanın erken dönem atalarından bir grubun 300.000 ila 400.000 yıl önce Afrika’yı terk ettiğini ve hızla parçalanarak yayıldıklarını düşünüyor. Green’e göre bu parçalardan bir dal Neandertaller’e evrilirken diğeriyse doğuya yönelerek Denisovanlar’ı meydana getirmiş. Bulunduğu mağaranın adına atfen Denisova’lı anlamına gelen ‘Denisovan’ adı verilen türle birlikte Neandertal ve modern insan, yakın dönemde yaşamış olan üç insan türünü oluşturuyor.







İlk dış-gezegen atmosfer analizi


Güneş Sistemi'nden 42 ışık yılı uzaklıkta bulunan ve 2009 yılında keşfedilen dış gezegen GJ1214b bu yıl incelenerek, ilk kez süper-Dünya boyutlarında bir dış gezegenin atmosferi analiz edildi. Böylece gökcisimlerinin tanımlanmasında önemli bir aşamaya gelinmiş oldu. Uzmanlar yaşanabilir gezegenleri keşfetmek için geliştirilen bu tip analiz teknikleriyle, 10 yıl içinde böyle bir gezegeni bulmayı hedeflediklerini belirtiyorlar.



ntvmsnbc

0 yorum: