14 Haziran 2015 Pazar

Virüs Nedir?

Influenza, Ebola, Nezle, HIV/AIDS, Kızamık…
Bu hastalıklar ve daha fazlasının sebebi virüslerdir. Bazıları çok tehlikeliyken, bazıları o kadar da tehlikeli değildir. İyi de olsa kötü de olsa, gerçek şu ki; virüsler yaşamımızın bir parçası durumundadırlar.
Virüslerin aslında teknik olarak canlı olmadıkları, ancak vücudumuzda canlı olduklarını öğrenmek birçok insana şaşırtıcı geliyor. Virüsler yalnızca konak hücreler içerisinde çoğalabilirler. Bu konak; bir hayvan, bir bitki, bir bakteri ya da mantar olabilir.
Kimi zamanlarda virüsler bir başka mikrop ailesi ile karıştırılır: Bakteriler. Fakat virüsler, çok daha küçüktürler. Bir virüsü protein örtüsüyle kaplı içinde ya DNA ya da RNA bulunan minik bir paket olarak düşünebilirsiniz. Her molekül bir kullanım kılavuzu gibidir. Genetik bilgisi, konak hücreye ne yapması ve ne zaman yapması gerektiğine dair yönergeler sağlar.
Bir virüs hücreye bulaştığında, hücreye basit bir mesaj gönderir: Daha fazla virüs üret.
Bu açıdan bakıldığında, virüsler korsan gibidir, kontrolü eline alır ve sonrasında hücreyi kendi emirlerine uyan bir rehine haline getirir. Sonunda konak hücre ölür, etrafa daha fazla hücreye saldırmak üzere hazır yeni virüsler saçılır. İşte virüsler konak canlıyı bu şekilde hasta ederler.
Vücut kendi kendine birçok virüsü dışarı atabilir. Diğer virüsler ise büyük problemler oluşturabilir. Öte yandan virüs tedavisinde kullanılan ilaçlar da mevcut. Çeşitli şekillerde işlevsellik gösteren antivirallerin bazıları virüsün konak hücreye girişini engellerken, bazıları da virüsün kendisini kopyalamasına izin vermiyor.
Genel olarak, virüs tedavisi zordur. Çünkü virüsler hücreleriniz içerisinde yaşarlar ve hücreleriniz onlar için ilaçlara karşı bir barınak görevi görür. Öte yandan antibiyotiklerin virüsler üzerinde işlevsel olmadığını belirtmek de fayda var.

En İyi Savunma: Sağlıklı Kal

Virüslerle mücadelede en iyi savunma; iyi bir saldırıdır. Bu yüzden vücudun kendisini korumasına yardımcı olduğu için aşılar çok önemlidir
aşı-bilimfilicomBazen vücuda bir mikrop (bakteri ya da virüs) girer. Bilimciler bunu antijen olarak tanımlar. Vücudun bağışıklık sistemi genellikle antijenleri yabancı istilacı olarak tanımlar. Daha sonra bağışıklık sistemi antijenlere saldırması için antikorlar üretir. Yani bağışıklık sistemi antijeni tanır ve antijen tekrar bulaştığında bağışıklık sistemi düşmanı tanıdığından hemen onunla başa çıkacak antikorları üretir. Bu uzun süreli korumaya bağışıklık denir.
Aşılar mevcut bir bulaşı olmadan vücuda bağışıklık sağlar. Bunu da şu şekilde yapar; aşı, zayıflatılmış ya da ölüantijenleri içerir ve vücuda bir kez verildiğinde, hastalığa sebep olmaz ancak vücudun bu antijenleri tanımasını sağlar. Dolayısıyla bağışıklık sistemi antikor üretmesi noktasında uyarılır. Zamanla, aşılar birçok virüs temelli bulaşıların ve ölümlerin sayısını azaltmıştır.
Fakat bütün virüsler zararlı değildir. Bazıları zararlı bakterilere enfekte olurlar. Bu tür virüslere bakteriyofaj(bakteri yiyici) denir. Doktorlar bazen bu özelleşmiş virüsleri bakteri bulaşılarına karşı tedavide antibiyotiklere alternatif olarak kullanıyorlar. Daha ilginç olanı ise, bakteriyofajlar bakteriler farklı türde olsalar dahi birinden diğerine DNA transferi yapabilirler.
Bilimciler virüsleri başka bir biçimde iyi işler yapmaları için donanımlamayı öğrendiler. Uzmanlar virüslerin hücrelere bulaşmadaki olağanüstü yetilerini kullanmaya başladılar. Örneğin, virüslerin hücreye genetik materyal taşımalarını sağlayabiliyorlar. Bu kullanımda virüsler vektör olarak isimlendiriliyor. Böylece bilimciler; vücudun kendi kendine üretemediği proteinleri üretmesi için yönergeler taşıyan genetik materyali virüsler aracılığıyla hücreye ulaştırabiliyor. 

0 yorum: