11 Ağustos 2015 Salı

Dünya'nın En Büyük Çiçeği Ceset Çiçeğinin Cazibesi



ABD Botanik Bahçesi dünyanın en iğrenç kokulu bitkisine ev sahipliği yapıyor.
Ceset çiçeği adıyla anılan titan arum'un (Amorphophallus titanum) gül gibi kokmayacağı malum. Ama çiçekle samimiyeti ilerletmeden ne kadar kötü kokabileceğini anlamak zor.

“Çocuk bezinden bir esinti.” “Bozulmuş balık kokusuyla çürük soğan kokusunun karışımı.” “Sıcak yaz günü inek ölüsü bulunan bir çiftlik.”

Bu tanımlamalar, 2007 yılında ceset çiçeğinin açışına katlanmak zorunda kalan ABD Botanik Bahçesi çalışanlarına ait. Altı yıl ardından, ABD Kongre binası yakınlarındaki botanik bahçesi ikinci bir çiçeğe ev sahipliği yapınca bu özel kokuyu hissetmek isteyen ziyaretçi akınına uğramıştı.

Ceset çiçeğinin bu kadar büyük kalabalıklar çekmesinin bir nedeni de çok nadir olarak açması. ABD Botanik Bahçesi’nde bitki küratörlüğü yapan Bill McLaughlin, çiçeğin aynı zamanda dünyadaki en büyük ve en kötü kokulu bitkilerden biri olduğunu söylüyor. Ve kokusu insanlara fazla gelse de, bokböcekleri ve sineklerde olasılıklar vaat eden bir parfüm etkisi yapıyor.

Geçmişte ceset çiçekleri üzerinde çalışan Wisconsin Üniversitesi botanik fakültesinden sera ve bahçeler müdürü Mo Fayyaz, “Bir yerlerde yumurtalarını bırakacakları çürüyen bir et olduğunu zannetmelerine yol açıyor ve bu da ceset çiçeğinin tozlaşmasına yarıyor,” diye açıklıyor. “Kokusu bizim için kötü olabilir ama böceklere güzel geliyor.”



İngiltere'deki Kew Bahçeleri'nde çiçek açmış bir titan arum, nam-ı diğer ceset çiçeği. [Fotoğraf: Roger Hutchings, In Pictures/Corbis]

Bu Koku Neden?
Titan arum’un şekli fincana benziyor. Bitkiyle karşılaşan sinek ve böcekler, çiçeğin içine girerek bu iğrenç –ya da eğer bir sinekseniz nefis– kokunun kaynağını aramaya başlıyor.

“Çiçeğin yaydığı sülfür açısından zengin koku böcekleri harekete geçiren sihirli bir düğme,” diyor Cornell Üniversitesi’nden kimyasal ekolojist Rob Raguso “Sinekler uzaktan geliyor, çiçeğe konuyor ve sonra da içine girip yumurtalarını bırakacakları kuytu bir yer arıyor.”

McLaughlin, çürük et kokusunun cazibesine kapılan polen taşıyıcıların ceset çiçeğinin aralıklarına girdiğini söylüyor. Bu süreçte polenle kaplanıyorlar. Ve eğer her şey yolunda giderse, polenleri bu pis kokulu çiçeğin karşılarına çıkan bir sonraki örneğine taşıyarak tozlaşmayı gerçekleştiriyorlar.

Pis Kokunun Amacı
Endonezya’ya özgü çiçek sıcak, nemli ve geniş ortamları seviyor. Pek fazla tanınmıyor olabilir ama uyguladığı numaralar bitki aleminin başka üyelerince de kullanılıyor.

Güneydoğu Asya’ya özgü koyu kırmızı renkli dev yağmur ormanı bitkisi Raflesia’yı ele alalım örneğin. Yörede yaşayanlar tarafından “et çiçeği” adı verilen bu bitki de tozlaşma amacıyla çürümüş et kokusu yayıyor.

Bir de güneydoğu Afrika’nın çöllerinde yaşayan Stapelia gigantea var. Rafflesia gibi o da bordo rengiyle gelip geçen sinek ve böceklere “Burada çürümüş bir hayvan var!” diye haykırıyor.

Dünyanın farklı yörelerinde özelliklerine uygun isimlendirilmiş başka pis kokulu bitkiler de var: "kokarca lahana", "kokarboynuz" ve "ölmüş at gelinçiçeği" bunlardan bazıları. Doğadaki amaçları farklı olsa da insanlar açısından hepsi aynı derecede mide bulandırıcı.

“Kemirgen ölüsünden köpek dışkısına, çürümüş fil cesedine kadar her türlü şey söylendiğini duydum,” diyor McLaughlin.

ABD Botanik Bahçesi çalışanları için pis kokulu bitkilerin daha sinsi bir amaç taşıdığını söylüyor gülerek.

McLaughlin’in, “tek kelimeyle içlerinde en kötü kokulusu,” diye tanımladığı Güneydoğu Asya’ya özgü konjac adlı bir bitki var.

Küçük ve taşıması kolay olduğundan birinin ofisine ya da soyunma odasına kolayca saklamak mümkün. Çalışanlardan biri kötü kokulu konjac çiçeğini ortak soyunma odasına saklayınca McLaughlin bizzat yaşayarak öğrenmiş bu durumu.

“Bulması epey zamanımı aldı ama orada olduğundan emindim,” diyor. “Fakat koku yüzünden sürekli öğürdüm.”

Turistik Çiçek
Kokusu itici olabilir ama ceset çiçeği sadece sinekleri çekmiyor. 24 ila 48 saat arasında kısacık bir ömrü olan çiçek açtığında Botanik Bahçesi’ne binlerce kişi akın etti.

Peki, bu kadar kötü kokmasına rağmen insanları neden çekiyor?

“Çünkü onda benzersiz bir şey var. İnsanlara ilginç geliyor,” diyor Fayyaz. “Karşılaştığımız bütün çiçeklerin kokusu bize güzel geliyor. Oysa bu farklı.”

McLaughlin de insanları çeken şeyin bu aykırılık olduğunda hemfikir.

“Ölü bir hayvan koysak kimse dönüp bakmaz,” diyor gülerek. “Ama çiçek olunca nedense işler değişiyor.”

0 yorum: